Ahlat Ağacı



2018'in en çok konuşulan Türk yapımı filmi Ahlat Ağacı'nı nihayet izleme fırsatı buldum. İzin verirseniz izlerken bana hissettirdiklerini ve film hakkında görüşlerimi belirtmek istiyorum. Baştan söyleyeyim, filmle ilgili çok şey paylaşacağım yani spoiler yemek istemeyenlerin şu an bu yazıyı terk etmesi gerekiyor :)

Bu film izlediğimiz en bol diyaloglu Nuri Bilge
Ceylan filmi olabilir. Sebebi yazar olmak isteyen Sinan'ın, kendini anlatma, anlaşılma ve  kanıtlama çabası. Aslında filmde sorulacak en doğru soruları o soruyor. Karşılaştığı her insanla girdiği diyalogda, korkmadan doğru soruları sorması ve deyim yerindeyse damarlarına basmasıyla gerçek yüzlerini görme şansına erişiyoruz.

Sinan rolüne hayat veren oyuncu Doğu Demirkol'u aşırı doğal ve başarılı buldum. Hani oyuncu olduğunu bilmesek Sinan diye birinin varlığına inanabilirsiniz. Filmde doğallık üst seviyede. NBC doğayı çok doğru kullanan bir yönetmen. Biraz da şanslı diyeyim, çünkü Sinan'ın başkanla konuştuğu sahnede giren sinek bile o an orada anlatılmak istenene yardımcı oluyor.

Bu filmin de yine içine düşüyoruz. Nasıl ki Bir Zamanlar Anadolu'da filminde Allı Turnam çalarken biz o arabadaydık, bu filmde de Sinan babası ile konuşurken bir ağaç gölgesinde onları izliyoruz.

Çok fazla repliği not almışım öyle ki filmle ilgili bütün notlar 5 sayfayı bulmuş.
"Gerçeklerle yüzleşmekten korkmam" diyor Sinan bir yerde. Ve kendi gerçekleri arasında Ganyan bağımlısı bir babası var. Baba günümüz tabiri ile biraz " Troll" ve bu ailenin bu duruma katlanmasını biraz daha zorlaştırıyor.

Sinan'ın kitabını bastırmak için destek araması sırasında başına gelenler " Yurdum insanı ile imtihan" dedirtiyor.
Taşralı yazar Süleyman ile Sinan arasındaki diyaloglarda Sinan'a fazla edebiyat parçalatmışlar ama duruma o kadar uygun ki ve Doğu Demirkol o toyluğu o kadar sempatik yansıtmış ki insanın gözüne batmıyor. Fakat yazmak isteyenlere tokat gibi iki replik var çok hoşuma gitti. "İyi bir yazar oturur yazar" diyor Süleyman, "Demir ateşe girmeden çelik olmuyor." 
Romantizm akımı ile ilgili tartışmaya ise "Hayatta sadece tek bir gerçek yok" diye bağırarak son noktayı koyuyor. Derdi iyi yazmak olan biri olarak, Sinan'la çok fazla empati kurduğum için canım sıkıldı ama Süleyman'ın söylediklerinin yanlış olduğunu veya üstten bakılarak verilmiş yanıtlar olduğunu düşünmedim.
Kumcu'dan yardım istediği sahne fazlasıyla can sıkıcıydı ama. Bu ülkede ne olmak kolay diye sordum kendime. Bu ülkede yok olmak kolay. Yere basmayan hayalleri olanlar çok kolay yok olur, azıcık yere basan hayalleriniz varsa yandınız, süründürülerek yok edilirsiniz. Kendini anlatma çabasında olan bir yazar adayının bunu taşrada bir kumcuya yapmak zorunda bırakılması işte bu sürünme kısmı.

Filmde sık sık ana oğul dertleşmesi izliyoruz. Sinan annesi ile Hatice arasında bir bağ kurarak annesine seçimlerinden dolayı sık sık ağır sözler söylüyor. Aslında annesinin bunlara sebep olmadığının farkında ama herkes birbirinden çıkarıyor acısını.
Bu dertleşmelerin birinde Sinan'ın söylediği "Zaman dediğin sessiz bir testere" sözü onun nasıl bir yazar olduğunu bize kanıtlamak amacıyla söyletilmiş gibi. Hoşuma gitti yalan yok.

Nuri Bilge Ceylan yine rahat durmamış ve bir elma ağacı sokmuş hikayeye. Ve bu sefer iki köy imamını "yasak elma" yerken görüyoruz. Ekibe Sinan da katılınca olay tam kıvamını alıyor. Çekinmeden içinde oldukları durumu sorgulaması sayesinde insanların gerçek düşüncelerine erişiyoruz. İmamın motorsiklet tutkusuna " Teknolojik oyuncaklar o kadar güzelleşti ki kutsal kaynaklarla tatmin olunamıyor sanki " diye yapıştırabiliyor. Bu iki din adamı, iyi polis-kötü polis izliyormuşum gibi hissettirdi bana. Biri sorgusuz sualsiz inanırken diğeri aklın da inanca eşlik edebileceğini iddia ediyor.

Filmle ilgili asıl mesele Baba-oğul arasında. Sinan her ne kadar kendisini babasından üstün veya iyi olduğunu düşünse de ikisinin hayalleri peşinde yapacaklarının birbirinden pek de farklı olmadığını görüyoruz. İnsanın çelişkili bir yaratık olduğu kanaatine varıyoruz burada. Ayrıca intihar düşüncesi baştan sona bizi gölge gibi izliyor. Bu beni oldukça gerdi. Çok iyi geçişler vardı sahneler arasında.

Sona gelirsek sanki filmin iki farklı sonu vardı. Sinan'ın yaşadığı boşluk ona iki seçenek sunuyordu. Sonda ikisini birden vermesi etkileyiciliği tavan yaptırıyor.

Dediğim gibi 5 sayfa not tutmuşum ama filmin her anını yazmak istemiyorum. Ahlat Ağacı bir filmden çok kitap. Hani bu kitapta olur ya bize hep "bir kitap okumadım film izledim sanki" deriz ya burada 3 saatlik enfes bir kitap okuyoruz.

Film benim gözümde her şeyiyle muhteşemdi. Tabii bu benim büyük bir Nuri Bilge Ceylan hayranı olmamdan dolayı da olabilir. Yine de ortalamanın çok üstünde bir film olduğu kesin.
Şiddetle tavsiye ediyorum.

Iyi seyirler.


Yorumlar

Popular Posts

Nobahari

Ben, Kirke